24 Ağustos 2012 Cuma

Hindustan Times

Canım Alp,

Uzun zamandır Şubat ayında yaptığımız Hindistan gezisini sana anlatmak istiyorum, ama ancak Ağustos ayı itibari ile yazabiliyorum. Ne derler bilirsin: better late than never:)

Hindistan her zaman görmek istediğim bir yerdi. İş ile ilgili gitmem  gerekince  epey sevindim, ancak gezinin 10 gün sürecek olması biraz moralimi bozdu acıkcası. Delhi ve Mumbai' de düzenlenecek iki farklı fuara katılacaktım, arada da 3 günlük boşlukta Goa' a gideriz diye düşünüyorduk. Ama Delhi - Goa arasının uçakla 4 saat olduğunu öğrenince vazgeçtik. Rotayı Jaipur' a çevirdik. Goa' ya başka zaman umarım seninle birlikte gitme şansımız olur.

THY uçağı saat 04:20' de Delhi'ye iniyor, şehir merkezindeki otele sabah saat 05:00 civarı varmak mümkün. Bu saat tabii otel check in saatinden epey önce olduğu için bir önceki günün ücretini de almak istiyor oteller. Önceden konuşup hiç olmazsa yarım günlük oda ücreti vermek mümkün.


Hindistan yazısını aksatmamdaki en büyük nedenlerden biri elimde güzel fotolar olmaması. İnsanların fotoğraflarını çekmeye utandığım için elimde yukarıda gördüğün gibi, yürüken acele çekilmi,ş flu fotolar var. İlk önce Delhi ile başlayalım, arkasından sırasıyla Jaipur ve Mumbai gelecek.

2 Mart 2012 Cuma

Sarışının adı

Alp: Anne ben büyüyünce evlenicem di mi?
Anne: Evet Alp' cim, evleneceksin. Acaba nasıl bir kızla evleneceksin, doktor mu olacak, öğretmen mi olacak?
Alp: Sarışın!

30 Ekim 2011 Pazar

Shanghai - Hangzhou hattı

Sevgili oğlum,

Shanghai' dan Hangzhou' ya hızlı tren olduğunu daha önce okumuştum. Gitme tarihimizden bir gün önce otelimiz tren biletini almamız konusunda bize yardımcı oldu. Dönüş saatini tam kestiremediğimiz için dönüşü tren istasyonundan almaya karar verdik. Otelimizden taksi ile Hongqiao tren istasyonuna 50 dakikada gittik (90 Yuan=22 TL tuttu)Tren istasyonu havalimanından çok daha modern ve büyük. Sonradan Asya' nın en büyük tren istasyonu olduğunu öğrendik. Hızlı trenimiz 350 - 400 km civarında gitti ve 50 dakikada Hangzhou' da olduk. Tren istasyonundan otobüsle şehir merkezine vardıktan sonra ilk işimiz aşağıda gördüğün teknelerle West Lake sefası oldu.




Bir kere ödeme yaptıktan sonra bir adadan diğerine geçilebiliyor. Adalarda çok güzel parklar ve tapınaklar var. Burada kendini bir masalın içinde hissedebilirsin. Karnımız acıkana kadar yavaş yavaş gezindik. Saat iki gibi karnımız acıkınca Pekinli arakadaşımın tavsiyesi  Zhan Bi lou restaurantı aramaya başladık. Aradık taradık, bu sırada açlık seviyesi tavan yaptı. Saat üçe yaklaşırken restaurantı bulduk ama in ve cin den başka kimseler yoktu. Bu noktada ümitsiz yemek yiyecek yer arayışımız başladı. Haritadan hemen yakında Shangri La otelin olduğunu gördük. Acaba biraz tuzlu mudur diye düşünürken restauran kapısında ağız suyu akıtan ve çok makul fiyatlı menüyü görünce büyük bir çoşkuyla içeri daldık. Ama o da ne! yine aynı kadro içerde takılıyor. (in+cin) Meğer 2 ile 5 arası çoğu yerde servis yapılmıyormuş. Otobüse binip şehir merkezine döndük. Merkezde İngilizce menüsü olmayan Zhiweiguan' da zor bela aşağıda gördüklerini sipariş ettik ve bir nefeste lüplettik. Yemeklerin lezzetsiz ve ortamın pis olduğunu yemek sonunda farkedecek kadar açlıktan gözümüz dönmüştü. Biraz şehir mekezinde yürüdükten sonra dönüş yolculuğu için tren istasyonunun yolunu tuttuk. Hangzhou, Shanghai' a kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Doğası, parkları çok güzel. Bir tam gün kesinlikle yeterli ve trenle ulaşım çok kolay.









14 Ekim 2011 Cuma

Tatlı yanlış anlamalar

Alp' in okulda öğrendiği, dün akşam yemeğe başlamadan önceki söylemi:

artsın eksilmesin
tarçın dökülmesin
hepimize afiyet olsun

6 Ekim 2011 Perşembe

Shangai gezmeleri

Alpişko,

Almanya' da yaşadığımız zamanlarda en iyi arkadaşlarım hep Çinli oldu. Nedenini anlayamadığım bir sebepten dolayı seviyorlar beni. Shanghai' da da sağolsunlar ilgilerini eksik etmediler. Yolda durdurup fotograf çektirenler, metroda ısrarlı bakışlar kendimi celebrity gibi hissettirdi. Biz de babanla özellikle bebek ve çocuklara bakakaldık, o kadar sevimliler ki. Çocuklar  üç günlük sakallı esmer güzeli babana dehşet dolu gözlerle bakıp durdular. Anlayacağın zamanımızın çoğu bakışmayla geçti. Aslında bize çok benzeyen Çinliler de var. Baban metroda halasını gördüğüne yemin etti, ben tren istasyonunda sanırım Kadir Çöpdemir' i gördüm.
Şimdi gelelim Shanghai' a gideceğimi duyan kız arkadaşlarımın gözlerini parlatan 'çakma' olayına. Gitmeden önce küçük bir araştırma yaptım. West Nanjing road 580 numara ve Science and Technology Museum metro istasyonu bu olayların merkezi. Biz Nanjing Road dakini fazla kaos bulduk, metro içindekini daha çok beğendik. Birkaç sitede pazarlığa ilk söylenen fiyatın onda biri ile başlamamız gerektiğini okumuştum. Birkaç yerde bunu denedik,  'Ooo noo joke price' ı yedik. Bazıları teklifimizi duyunca direkt poposunu bile döndü. Biz de üstümüze üstümüze gelen satıcılardan heryerden sarkan çantalardan bunaldık.  Elimiz hemen hemen boş çıktık çakmacılardan.


Alpişkom eğer 'gezdiğiniz gördüğünüz sizin olsun, neler yediniz?' dersen buraları dikkatli oku. Senelerdir yok Çin' e gittim aç kaldım, yok heryer kokuyor yok İstanbul' da yediğimiz Çin yemeklerine benzemiyor laflarını duyduk durduk. Hepsi yalan, hepsi yanlış tatlışım. Yemekler muhteşem ve süper düper ucuz.   İlk üç gün hemen hemen her öğün dim sam yedik. Sanırım yediklerimizin en lezzetlisi kapısında uzun kuyruk bulunan old city deki Nanxiang Steamed Bun Restaurant daydı. Genelde kalabalık olan, turist yoğunluğu az restaurantları gözümüze kestirip içeri daldık ve hiç pişman olmadık. Özellikle French Concession' da çok güzel yemekler yedik. Vietnam ve Japon Restaurantları çatlayıncaya kadar yediğimiz yerler oldu. İnanmayacaksın ama en fazla 350 Yuan (85 TL gibi) ödedik içki dahil iki kişilik yemeklere.

                                                   Nanxiang' ın pis ama lezzetli mamaları

                                                                     Ramen Play



Yukarıda gördüğün yavruları Three on the Bund' un terasındaki restaurant' da yedik. Shanghai daki son yemeğimiz havalı olsun dedik. Bunların yerken annenle babanın ne kadar vahşileştiğini görmediğin için mutluyuz.  





28 Eylül 2011 Çarşamba

Shanghai Surprise

Sevgili Alpiş,

Shanghai mı Pekin mi diye uzun süre karar veremeyip, üç kere uçak rezervasyonu değiştirdikten sonra babanla bu seneki 'başbaşa' tatilimizi Shanghai' da geçirmeye karar verdik. Senden ayrı kaldığımız en uzun süre olacağı için beni haftalar öncesinden sıkıntılar aldı. Son iki gün herşeyi iptal etmeye hazırdım amma   'Yapamazsın, Alp' den o kadar ayrı kalamazsın' diyenleri haklı çıkarmamak için bir gayret kendimizi uçağa attık. Tam tamına 6 gece seni anneanne ve babaanneye emanet ettik. Gezinin sonunda ise hepimiz mutluyduk. Ne ben sensiz kafayı yedim, ne sen annemi isterim diye bir damla gözyaşı döktün. Şimdi bir gün Shanghai a gitmek istersen seni neler bekliyor olacak biraz bahsedelim  (Burda 15 yıl kadar Shanghai' da  zamanın donduğunu farz ediyoruz)


İlk gün biraz merkez dışındaki Grand Mercure Baolong Hotel' e yerleştikten sonra ilk keşif gezimize çıktık. Metroyla French Concession bölgesine gittik. Burada insanlara dikkat etmesen kendini kesinlikle Avrupa' da sanabilirsin. Huaihai Caddesinde bir süre yürüdükten sonra ara sokaklara daldık. Huaihai caddesi bir çok uluslararası markanın bulunduğun bir alışveriş caddesi. Bizde henüz olmaya bir çok marka burda var. Sitelerinden takip ettiğim markaları görünce heyacan yapan bünyem fiyatları görünce hemen sakinleşti. Fiyatlar kesinlikle Avrupa' dan ve bizden daha yüksek. Eyewitness travel' ın tavsiyesi 1931' da harika bir yemek yedik. Aslında sanırım tüm seyahatimiz boyunca yediğimiz en güzel yemek buydu. 

                                                           1931' de flashsız çekimler

Yemekten sonra French Concession ara sokaklarında dolaştık. Mini mini cafeleri ve renkli butikleri kalbimizi çaldı, en çok zaman geçirdiğimiz bölge burası oldu.
Planımız (ya da -ım) Suzhou, Tongli ve Hangzhou'ya da gitmekti ama sadece Hangzhou' ya gidebildik. Hangzhou' da geçirdiğimiz bir gün dışında Shanghai' ı sokak sokak gezdik. French Concession dışında Nanjing Caddesi, Bund, Old City ayrıntılı gezidğimiz yerler oldu. Metro kullanınca kendimizi şehrin günlük hayatına karışmış hissettiğimiz için daha çok metroyu kullandık. Son iki gün epey yorulduğumuz için taksi kullanmaya başladık. Taksi çok ucuz, en uzun gittiğimiz mesafeye 40 Yuan verdik (10 TL) İki kere de çok geçe kalıp yüreyecek halimiz kalmayınca metrodan otele tuk tuk kullandık.


 People Square metro istasyonunun hemen yanındaki Renmin Park


   
                                      Old city bölgesini gece gezmek kesinlikle daha güzel

4 Ocak 2011 Salı

Buenos Aires özeti

Buenos Aires çocuklar için harika bir şehir. Öncelikle geniş yolları ve kaldırımlarıyla çocuk-bebek arabaları için çok rahat. İstanbul' un en havalı civalı semtlerinden Nişantaşı'nda maalesef çocuk arabası kullanmak imkansıza yakın. Birkaç sokakta bir karşımıza yeşillik parklar ve kumlu oyun alanları çıkıyor. Parklarda, bizdeki gibi kayan çocukların elektriklenmeden saçlarını diken diken eden plastik kaydıraklar değil, tahta kaydıraklar var. Alp bu parklardan çıkmak istemiyor, günde iki-üç park ziyareti yapıyoruz.


Şehrin içinde ve dışında birer tane hayvanat bahçesi var. Aslında şehir dışındaki Temaiken' e hayvanat bahçesi demek haksızlık olur. Hayvanlara geniş, doğal alanlar yapılmış. Siz de bu alanların etrafına yapılmış tahta köprülerden hayvanlara bakabiliyorsunuz. Bu iki hayvanat bahçesi de yolu git git bitmeyen Darıca ile karşılaştırılamayacak güzellikte. Ayrılırken hayvanlar için üzüntü duymuyorsunuz.


Alp' in en iyi vakit geçirdiği yerkerden biri de Museo De Los Ninos  - Çocuk Müzesi oldu. Biz gittiğimizde gruplar halinde gelen anaokulları vardı, çocuklar  tam anlamıyla kendilerini kaybediyorlar. Buraya kısaca 'gerçek hayat simülasyonu' diyebiliriz. 

Müzedeki Mac Donalds simülasyonunda Alp' in hazırladığı plastik hamburger ve tahta patates kızartmaları.

Bir günümüzü Tigre' de geçirmeyi planladık. fakat burda bir günü dolduracak kadar aktivite bulamadık. Eğer amusement park Parque de la Costa açık olsaydı bir kaç saat burada geçirebilirdik. Fakat her zamanki gibi parkın açık olduğu gün ve saatleri kontrol etmediğimiz için donakaldık. Tigre' deki bot gezisi fena değildi fakat merkezden 1 saatlik yola kesinlikle değmez. Buraya gelirken taksiye verdiğimiz paranın onda birini trene vererek çok rahat bir şekilde merkeze döndük. 
 Delta kenarında 'Dolce Vita'

Ben Buenos Aires' i sevdim. Çocuksuz aileler için gece hayatı ve tango showlar ile daha eğlenceli bir yer olabilir. Çocuklular için de hem çocuk aktiviteleri açısından hem de  yemek çeşitleri açısından uygun bir yer. Palermo Holywood' da akşam yürüyüşü yaptığımız sırada keşfettiğimiz  Las Cabras' a sanırım üç kere gittik. Yemekler harikaydı, kırmızı masa - sandalyeleri, bembeyaz örtüleri ve mum aydınlatması ile ortam çok güzeldi. Ayrıca Alp' e oyalanması  için boya kalemleri ve defteri verdiler. Bir anne başka ne ister? Yemek konusuna girmişken sabahları çılgınca tükettiğimiz dulce de leche' i atlamak olmaz. Dulce ve leche li bir çok tatlı ve dondurma da var, mutlaka denenmeli ve hatta eve dönerken birkaç kavanoz alınmalı. Dondurma kesinlikle İtalyan dondurmaları ile yarışır güzellikte. Biz en güzel helado' yu Munchi' s de yedik.  
Şehrin tek kötü yönü sokakların pisliği. Buenos Aires' de sanırım köpeği olmayana kız vermiyorlar. Herkesin elinde en az bir köpek ve kaldırımlarda bol bol köpek kakası var. Köpek gezdiriciliği en popüler meslek. Tabii bir de yol var. Alp' le Paris' den sonra 13 saat daha uçmak gerçek bir maceraydı. Bu yolculuğu atlattıktan sonra artık herşeyi başaracak güce sahipmişim gibi hissediyorum. Alp ilkokula başlayana kadar artık birlikte uzun yol yok bize. (diyorum ama, buna kendim de inanmıyorum:)
Sokaklar duvar resimleriyle dolu, hepsinin resmini çekmek istedim.

16 Kasım 2010 Salı

İstanbul - Paris - Buenos Aires

Sizlere aylardır beklediğimiz Buenos Aires gezimizin ikinci gününden sesleniyorum. Saat 05:45. Aramızda 5 saat olduğu için bizim evde şu anda saat 10:45 ve Alp'in çizgilim saati. 02:30' dan beri uyanıp 'poposu' yardımıyla tekrar uyuyoruz. Sonunda 4 gibi tamamen uyandık. Ozan hala uyuyor. Umarım bu uyku gün içinde bize ekstra enerji olarak geri dönecek. Keza dün Alp 19 saatlik yolcukluktan hiç etiklenmemiş gibi 'düz duvara tırmanma mode on' devam etti.
Yolculuk tahmin ettiğimizdan daha iyi geçti. Eğer havalimanına indikten sonra uçak içinde ve pasaport kuyruğunda o kadar beklemeseydik, harika geçti bile diyebilirdim. Etrafta Alp' den başka hiç çocuk yoktu. Onu yaşının üzerinde bir zorluğa soktuğumuz için suçluluk hissettim. Neyse birlikteyiz, mutluyuz.
Havalimanından çıktıktan sonra yemyeşil düzlükler boyunca otelimize doğru ilerledik. Şehir dümdüz ve yemyeşil.  Otelimiz Palermo Hollywood bölgesinde Own Hotel. 5 Yıldız diye geçiyor ama bize pek öyle gelmedi. Yeni dönem hip otellerdeki minimalizm bizim otelde de var. Gardrop yok, çekmece yok, makyaj yapacak biryer yok. Böyle olunca herşeyimiz açıkta ve Alp tarafından didiklenmeye açık. Minik içki ve şarap şişeleri bir sehpanın üzerinde duruyor ve Alp fırsatını bulur bulmaz elinde şişerlerle yatağın üzerinde zıplıyor. (şişeler plastik) İlk odaya girdiğimizde kaşla göz arasında tirbuşonu ele geçirdi. Bakmadığı bir anda Ozan sakladı. Şimdi  'hani o kolları olan dikici uzay gemisi' ni arıyor. Neyseki yatağımız kocaman, yastıklar pofuduk ve personel inanılmaz sevimli ve yardımcı.
Dün odaya yerleştikten sonra üçümüz de duş alıp dışarı çıktık, Palermo Soho ara sokaklarında dolaştık. Bugün 'flea market' günü olduğu için heryer neşeli ve kalabalıktı. Çok çocuk var, insanlar cana yakın. Alp' i seven, ilgi gösteren çok, Alp ilgiden mutlu, herkese 'Hola' demeye başladı bile. İngilizce konuşan pek olmadığı için biraz zorlanıyoruz, hiç olmazsa sayıları öğrensek iyiymiş. Ozan' ın ileri dil öğrenme becereleri sayesinde derdimizi anlatabiliyoruz. Otele dönerken su aldığımız büfeci ile İspanyolca sohbet bile etti. 
Soho' da küçük-büyük yerel butikler, barlar, restoranlar hepsi çok şık. Miss Sixty, Diesel ve Desigual dışında uluslararası bir marka göremedik. Özellikle upuzun Armenia caddesi çok canlıydı. Time Out Buenos Aires' de de bir çok Ermeni restoranı oladuğunda bahsediyordu. Ermenilerin buralara kadar gelip böyle yer etmesine şaşırdık. Malum yol uzun. Mutlaka bir hikayesi vardır, araştırmalı. Danimarka' nın ıssız köyünde bile pizzacı olarak karşıma çıkan Türkler buralara yetişememiş gibi. Henüz karşımıza bir dönerci çıkmadı. 
Yemeğimizi akşamüstü bir et restoranında yedik. Alp koltukların tepesinde zıpladığı ve et bıçaklarını aşırmaya çalıştığı için ne yediğimizi pek anlamadık. Sonunda Alp, dış kapıyı kapanmasın diye bağladıkları duvara çivili kancayı duvar ile birlikte sökünce Ozanla derin bir umutsuzluğa kapıldık. Şimdi saat 06:25 oldu. Otel bize kahvaltı verir mi acaba? Bir deneyelim.      

Klasik Buenos Aires kahvaltısı 

Alp birazdan arkasında görünen kapının icabına bakacak

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Evden uzakta

Canım Alp'im,

Hafta sonu arkadaşımın nikahına katılmak için sen doğduğunda beri ilk defa sensiz ve/veya babansız seyahate çıktım. Ayrılmak o kadar zor geldi ki vedalaşırken  boğaz düğümlenmesi ardından gelen göz dolmasını zar zor geldiği yere geri gönderdim. Bozcaada'ya en son Ağustos 2005' de babanla gitmiştik. Geçen 5 senede adanın popülerliği dışında  pek değişen birşey yok. Otobüste  ve otelde yer bulma konusunda epey zorlandık. Alpişim sen sen ol sakın otobüsle Bozcaada' ya gitmeye çalışma. Gece 01:00' da Esenler' den otobüse bindim adaya ayak bastığımda saat 09:30 olmuştu. Bence en iyisi araba ya da daha da iyisi uçak ve Çanakkale' den deniz otobüsü.
Minik bir pansiyoda yer bulduk ve eşyalarımızı bıraktıktan sonra kahvaltı için çıktık. Kahvaltıdan sonra yemek saatine kadar Polente' de oyalandık. Polente 5 sene önce olduğu gibi yine Ada' nın en popüler mekanı. Öğleden sonra Mitos Beach' de yemek yedik.Uzun zamandır bir araya gelemeyen eski üçlü sohpete dalınca neredeyse denize girme saatini geçiriyorduk. Akşam uzun kararsızlıktan sonra Salkım Restoran' da yemeye karar verdik. Yemekler ve minik porsiyonlar bizi hayal kırıklığına uğrattı. Hele garsonumuz tarafından çok methedilen asma yaprağında sardalya, ayıklanmayan kılcıkları ve temizlenmeyen pullarıyla bize zor anlar yaşattı.
Ertesi gün otobüsümüz 13:45' de olduğu için sabah sadece kahvaltı ve kahve keyfi için zamanımız kaldı. Saat 12:00' da feribot ile yolculuk maceramız başladı. Her yeri çiş kokan Esenler garına 21:30' da  vardık. Babanla seni görünce sıkıntılı yolculuğu unutuverdim.

çizgi film: çizgilim (anne benim canım çok çizgilim istiyo)

Aslı: Alp seni ısırmak istiyorum!
Alp: Ama anne ben yemek değilim ki.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Ich bin ein Berliner - yaa bak harbici :)

Merhaba Alpiş, bu satırları sana 23 Nisanı Alman Parlamentosunda kutladıktan sonra yazıyorum. Umarım senin Ali Sami Yen'deki kutlamalarında benzer kaç birkaç coşkuda geçmiştir. Günü özetlemek gerekirse; bir kere Almanya’yı çok özlemişim. Buranın insana huzur veren bir durumu var. Almanya’da en basta döndüğüme pişman oldum. Seni burada büyütsek çok mutlu olurdum herhalde. Neyse bu başka bir yazı konusu...

Dun son derece güneşli bir günde geldik. Hava bir miktar soğuktu ama güneş vurduğunda çok keyifliydi. Önce üç yıldızlıyım diyen ama azıcık harap görünen Türk mahallesi temalı otelimize yerleştik. Daha sonra çok kolay bir metro bağlantısıyla şehir merkezine ulaştık. Sonrasında ise önce Humbolt üniversitesine girdim ve senin için sınıf baktım. Okulu beğendim ama bir de senin görmen gerekecek. Daha sonra üniversitenin karsısında yer alan ve muhtemelen veli toplantılarının gerçekleştirileceğini düşündüğüm Opera binasının acık hava restoranında "Fener'e Opera" eşliğinde ilk sosisimizi ve ilk Hefe'mizi içtik canım oğlum. Tabi ki bu dakikaya kadar da sohbetimizin ana konusu sen ve senin muhteşem repliklerindi. :)

Bundan sonra bizi kültür rüzgarları esir aldı ve kendimizi Berlin’in müze ve sanat galerilerinin arasında taban teperken bulduk. Müze, galeri falan diyorum yanlış anlaşılmasın hepsinin önünden geçmek etrafından geçerken aurasını gözlemleyip yaydığı kokuyu içimize çekmek dışında gezip görmüşlüğümüz yok ;) belki bir başka bahara.

Öğleden sonra Hacksherer Platz’a gidip biraz daha hip ve artsy fartsy tiplerin dolaştığı yerlerde gezdik oradan da klasik “Sehenswurdigkeit” olarak tanımlanacak Berlin duvarının olduğu bölge ve Yahudi anıtını bitirdiğimizde biz de nerdeyse bitmiştik buna rağmen sana bir robot sözümüz olduğunu da unutmayarak Kadewe isimli alışveriş merkezine daldık. Bir sure treasure hunt yaptıktan sonra artık yorgunluktan mıdır nedir bir şey bulamadan geri donduk. Aksam “Whitetrash” adında bir yerde amerikan ve alman mutfağı karışık bir ziyafet çektik. Aslında ben yemek dışında pek bir şey anlayamadım çünkü gözlerim 3 haftadır lens takmamanın verdiği alışkanlıkla lenslerime isyan edince onları atmak zorunda kaldım. Azıcık kor kirpi modunda şehrin gece hayatında dolaştıktan sonra gönlümüz Berlin’de aklımız sende otelimize donduk ve yattık . Umarım yarın da çok güzel bir gün olur.


Dönmedolap' dan Brandeburger Tor Manzarası

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Berlin Berlin Über Alles!


Alpişkom,
Bu sabah turuncu bisikletlerimizi kiralayıp, sızlayan tabanlarımızı dinlendirdik. Dün boşuna o kadar yorulmuşuz, bisikletle dolaşmak o kadar rahat ki..
Zoo tren istasyonundaki Fat Tire' dan bisikletlerimizi alır almaz kendimizi Tiergarten' da bulduk. Park' ın girişinde Schleusenkrug' da enfes kahvaltıdan sonra piknik yapanları, top oynayanları, çimlere yayılanları, nü güneşlenenleri geçip Brandenburger Tor' a vardık.

Brandenburger Tor önünde çocuk şenliği vardı. Çeşit çeşit hoplamalı, uçmalı, kaymalı aktiviteleri görünce seni getirmediğimize pişman oldum. Burada kısa bir krauker+mezzo mix molası verdik. (mezzo mix=cola küsst orange)

Dayanamayıp hemen ısırdığım için maalesef krauker hafif kemirilmiş fotolandı

Daha sonra üstün navigation tekniklerimi kullanarak yahudi mahallesine gittik. Burada minik bir kafede güneş+cheesecake+eiskaffe keyfi çektik kendimize.



tabak masaya değdiği anda yemeğe başlamasam iyi olacak

Bir yemin ettim ki dönüp duruyorum

Alpişim, minik tontişim,

Seni ilk yurtdışı seyahatimiz için evde bıraktığımızda 'tövbeler olsun bir daha bırakmam' demiştim biliyorsun. Ama bu kısa ayrılıklar hem sana hem de bize iyi gelecek göreceksin. Şu anda Anna Blume' de oturmuş kahvaltımızı bekliyoruz. Kollwitzstrasse tam bir bebe-çocuk diyarı. Bisiklete binenler, bisiklete binen annelerinin sırtında etrafı kesenler, babalarının omuzlarında keyif yapanlar hep burda. Seninle de bir gün geleceğiz, korkma.
Dün ilk günümüzdü. Tüm gün yürüdük, Mitte' yi kolacan ettik. Berlin' in yanında bizim ilk göz ağrılarımız Pforzheim ve Ingolstadt' a şehir demek ayıp gibi. Hele benim minik IngolSTADT !!

Şimdi seninle telefonda konuştuk, ben de seni çok özledim birtanem.
Kahvaltımız bitti, tabana kuvvet gezme zamanı geldi. Belki bisiklet kiralarız. Akşam yemek yediğimiz White Trash (mmm lecker) ve şimdi oturduğumuz Anna Blume' yi bize tanıştıran Urban Confessions' a teşekkürlerimizle yola devam.

17 Ocak 2010 Pazar

Seni bilmiş seni!

1.Bugün Ikea' da dolaşırken birden 'Michael, anne bak Michael' diye heyecanlandı.  Fonda çalan 'Beat it'  i o anda duydum ve ağzım bir karış açık kaldı.
2.Dün  bir vitrinde yarış arabası şeklindeki çocuk yatağını gördük.
Aslı: Bu yatağı alsak Alp kesin kendi yatağında uyur.
Ozan: Bence de
Alp: Bence de
3. Yine bugün birlikte televizyon seyrederken birden bana dönüp 'fıstık' dedi ve yanağımdan makas aldı.

17 Kasım 2009 Salı

Alp' den inciler

  • begging begging you: baby baby luuuu
  • herhangi bir şeyin herhangi bir yeri bozulduğunda: bunun vuzusu kırılmış
  • hanımın çiftliği dizisinde esas kızı  kocası öpmeye çalışır, ama kız 'ay birden başım döndü, fenalaştım' diyerek adamı ekarte eder. Birkaç sahne sonra bizim kızı bu sefer eski sevgilisi öpmeye yeltenir. Bu sefer kızımız  fazla direnmeden teslim olur ve Alp: 'Anne ablanın başı bu sefer dönmedi' der.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Costa da Caparica, 30.07.2009 saat 15.35

Alpişim, kuşum


Lizbon pırıl pırıl bir şehir. Akşamları tazyikli sularla tüm yolları, kaldırımları yıkıyorlar. Senin gibi titiz bir bebeğin çok hoşuna giderdi bu temizlik. Dün neler yaptığımızı babacığın ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Gece hayatı gayet eğlenceli, içerilerde kimseler durmuyor, içkisini alan barın önünde. Bugün Caparica' dayız. Sörf yapmak için süper bir yer. Etrafta çocuk - bebe gördükçe gözümün önüne sen burada olsan neler neler yapardın geliyor. Minicik bir Vespa ile geldik buraya.(http://www.scooter-mania.pt/) Yolda o kadar çok rüzgar vardı ki ağzımız burnumuza, burnumuz kulağımıza geldi. Yarın akşam beraber uyuyacağımızı düşününce mutlu oluyorum. Tatilden eve dönmek hiç bu kadar sevindirmemişti bizi.


Annen

Costa da Caparica, 30.07.2009



Sevgili Alpim,

Dün sana yazamadığımızı farkettiğimiz için bugün biraz uzun yazabilirim, dikkatli ol, aklını bana vererek dinle!
Dün (29.07.2009)Lisbon' un batısında Caiscas (kaşkaş okunuyor)kıyısında bir takım plajlara gittik. Yolculuğu trenle yaptık ve gittiğimiz yerlerde çok mutlu olduk. Artık mutluluğun sebebi Aslışımla beraber olmamız mı yoksa sahili kavuran tanga bikini modası mı onu pek bilemiyorum:) İlk okyanus deneyimimi burada yaşadım. Okyanus serin sulardan çıkmanın en kuvvetli similasyonuydu Alpcim, inan çıktığımda iç organlarımı dahi hissetmiyordum. Ulan okyanus bu kadar soğuk olunur mu, alacağın olsun!
Neyse akşam kendimize Rua do Acrimadi diye bir yerde romantik akşam yemeği şansı yarattık.Yediğimiz herşey çok lezzetliydi ama hepsinde fazlaca zeytinyağı kullanımı vardı. Daha sonra Barrio Alto bölgesinde gecelere aktık ve Bodrum barlar sokağı benzeri bir bölgede uzunca bir süre turladık. Annecin sağolusun uyumlu bir insan evladı olduğu için benimle BJK - Porto barış kupası maçının son 15 dakikasını seyretmeyi kabul etti. Birkaç ahlaksız teklifi bertaraf ettikten sonra otelimize döndük ve yattık. Bugünse Vespa kiralayıp daha önce çıkmadığımız Jorge (Castelo de Sao Jorge) kalesine çıktık. Orada fazla takılmadan daha önce çok methini duyduğumuz Casta da Caparica' ya maceralı bir 50cc scooter yolculuğundan sonra vardık. Burası okyonusun en güzel görüntülerinden birine ev sahipliği yapan bir sahil kasabası. Scooterımızı bir yere park edip sana bu satırları yazdığımız yere oturuk canım oğlum.Sevildiğini bil..

Baban

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Lizbon, 28.07.2009

Sevgili Alpim,

Bugün Aslıkuş' un uzun ve yorulmaz ısrarlarına dayanamayarak organize ettiğim Lizbon gezisinin ilk günü. Uçağın 13.00 da inmesine rağmen, bagaj ve pasaport ve taksi bekleme işlemlerinin 2 saat sürmesi ile Hotel Fenix Garden' a saat 15.00 gibi yerleşmemiz Portekiz bürokrasisi adına takdire şayan bir durum oldu.
Otelden çıktıktan sonra ilk olarak Hard Rock Cafe' ye gittik. Şimdi sevgili oğlum, sakın bizi kültürsüz ve özenti turistlerle karıştırmayasın. Biz oraya Hefeweizen bulma umuduyla gitmiştik. Ama bir hayal kırıklığı daha yaşadık. Onu yerine SuperBock içtik. Arkasından tamamen emprovize şekilde Lizbon sokaklarında dolaşarak 'off the beaten path' gezintilerle şehri keşfettik. Özellikle rollercoaster tadında ortalıkta dolaşan nenemle yaşıt tramvaylar -özellikle 28 numara- bizi bir uçtan diğer uca, bir tepeden diğer tepeye savurdu. Rock'n Roll baby!
Her ne kadar yeni bir şehir geziyor olsak da yolculuğun ana konusu kaçınılmaz bir şekilde sen, senin kelimelerin ve seni ne kadar özlediğimiz oldu. Bundan sonra seni gittiğimiz her yere götürme konusunda bir kez daha mutabık kaldık. Annen tarihinde ilk defa gittiğimiz bir yerde ilk gün alışveriş yapmayı başardı. Allah devamını getirsin..
Benim kolumda önceki Pazar beliren böcek ısırığı kızarıklığı gittikçe yayıldı. Kaşıntısı beni iyice çileden çıkarttığı için bir eczaneye uğrayıp ilaç aldık. Umarım Allah böceği de muvaffak eder.
Baban

Lizbon, 28.07.2009, saat 22.40


Canım Alpi kuşum,

Bu babanla sensiz çıktığımız ilk tatil ve sanırım son olmayacak:) Seni şimdiden çok çok özledim. Şimdi mışıl mışıl uyuyorsundur. Yanında olsam bana 'Annesi poposu yapsak' desen ne tatlı olurdu. Seni her dakika yanımızda istesek de, böyle bir tatile çıkmak için çok minik olduğunu bugün hiç durmadan sokak sokak dolaşırken iyice anladım. Önümüzdeki seneden itibaren seni nereye gidersek götüreceğim. Doğduğundan beri hep kulağına fısıldadığım gibi sana tüm dünyayı göstereceğim.

Bugün genel olarak şehrin görülesi yerlerini çoğu zaman yürüyerek, kimi zaman 'ötöbüs' ile dolaştık. Yarın plaja gitmeyi düşünüyoruz. Sokaklar dar ve yokuşlu, epey yorucu bir şehir. Lakin babanla el ele yeni yerleş keşfetmek her zamanki gibi çok güzel. Yarın yine yazarım seni çok çok seviyorum.
Annen

Alp 2 yaşında

Alp' in ikinci yaşını geçen ay küçük bir partiyle kutladık. 'Terrible 2' denilen tehlikeli bölgeye birkaç ay önce girmeye başlamıştık zaten fakat doğum gününün hemen ardından kendini daha çok göstermeye başladı. İnatlaşmalar, sebebi bilinmeyen ağlamalar, sert hareketler belirgin bir şekilde fazlalaştı. Bunun üzerine 'ceza' müessesini gündeme getirdik. İlk cezasını balkon demirlerine tırmanma girişimi sonrası aldı. Konuşarak, anlatarak caydırma politikam işe yaramayınca yüksek parmaklıklı yatağında 2 dakika kadar durma cezası yürürlüğe girdi. Bu iki dakikada o kadar çok ağladı ki, kucağıma aldıktan sonra da bir süre iç çekerek ağlamaya devam etti. Onu öyle görünce ağlayıp af dilemek, tombiş yanaklarını öpücük yağmuruna tutmak geldi içimden. Neyseki mantığım devreye girdi de cool duruşumu muhafaza ettim. Yoksa yakmıştık çocuğu..
Şimdi gözümün içine bakarak balkon demirlerine ayaklarından birini koyuyor ve 'çıkıcam' diyor, ardından ' ceza almıcam' diye de ekliyor. Her bir olayda ceza vererek yavruyu ceza manyağı yapmak istemiyorum ama şu anda balkon demirlerinden onu uzak tutması benim için yeterli